30 Eylül 2011 Cuma

ÂŞIKA TÂN ETMEK OLMAZ



Âşıka ta’n etmek olmaz mübtelâdır n’eylesin
Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır n’eylesin

Gönlü dilberden kesilmezse acep mi âşıkın
Gamzesiyle tâ ezelden âşinâdır n’eylesin

N’ola ta’yin etse zabt-ı mülk-i hüsnü gamzeye
Zülfü bir âşüfte-i ser-der-hevâdır n’eylesin

Zülfüne kalsa perîşân eylemezdi dilleri
Anı da tahrîk eden bâd-ı sabâdır n’eylesin

N’ola olsa muztarib hâl-i dil-i uşşâkdan
Sînesi âyîne-i âlem-nümâdır n’eylesin

Olmasa Nef’î n’ola dil-beste zülf-i dilbere
Tab’-ı şûhu dâma düşmez bir Hümâdır n’eylesin


Nefi

14 Ağustos 2011 Pazar

Ne çok yanılıyoruz



Kimi kandırıyorsun, dostum? Beni mi, Allah'ı mı?Belki beni kandırıyorsun,ama ya Allah'ı? Bilmezmisin? O bilir, gizlediklerini ve bilmediklerini de bilir.Sana kandım gibi görünsem de Allah bana sır vermiyor mu sanırsın? Allah senin yalanlarını gösteriyor bana.Sen farkına varmayasın diye kanmışlık oyunu oynuyorum Karşında. Ama bu yalanlarınla ne çok yıpranıyorsun sen! Beni değil kendi kendini avutuyorsun sen. Kaybeden sen oluyorsun, ben değil. Ve ben senin yanında senden ötürü ne çok acı çekiyorum. Kaybeden ve kendini kandıran sana ne çok yanıyorum. Bırak bunları dost.Kendimiz olma zamanıdır. kendimiz olma..

Ölümü özlemeyen aşkı anlayamaz...

İsmail Acarkan

24 Haziran 2011 Cuma

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?



Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver 'işte budur kubbe' diye
iki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.
Ya ne var? Bir kuru dil siz buyurun karnım tok.

Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda susun.
Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsun.

Mehmet Akif Ersoy

10 Haziran 2011 Cuma

Anladım ki susmak cüsse işi



Anladım ki susmak bir cüsse işi
Derin denizlerin işi
Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor..
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…
Derin denizlerin sükutu büyüler beni.
İçimi bir heybet hissi kaplar.
Benliğimi hasret duyguları istila eder.
Kalbim ürperlerle dolar.
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunlugu da öyle. Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.

Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan.
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:
Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım
Bir çılgin vesvesede,
Içim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
O’nun gibi susardım..
Gercekten de öyle olmustu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.
O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

Şems-i Tebrizi

4 Haziran 2011 Cumartesi

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var



Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var
Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var

Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var


Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki
Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var

Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân
Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var

Cihân fânidir ey Yahyâ Hüvel-Hayyü Hüvel-Bâkî
Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var


Taşlıcalı Yahyâ










27 Mayıs 2011 Cuma

Âlem düşman olur ise



Âlem düşman olur ise, beni dosttan ırımaya,
Dost kanda ise ben anda, düşmanlık ayırmaya.

Dost ehli bizim ile hem, dost bundadır bize ne gam,
Yüzbin cehdederse düşman, dost mahfili duramaya.

Düşman bana nidebile, işim gücüm dosttan yana,
Dost makaamı can içinde, düşman eli eremeye.

Sultanlar âcizdir anda, ne gönüldedir ne canda,
Mahrumdur iki cihanda, kim dost yüzün göremeye.

Kime kim dost kapı aça, düşmanı elinden kaça,
Yunus ağzı güher saça, değme ârif deremeye.

Yunus Emre

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Bahçesaray Çeşmesi



Hansaray'ın hiç şühesiz en meşhur yelerinin başında Gözyaşı Çeşmesi gelmektedir. Kırım Hanı Kırım Giray Han tarafından, çok sevdiği ve genç yaşta ölen eşi Dilara Bikeç anısına "Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın" diyerek Bahçesaray'lı bir taş ustasına (kimilerine göre İranlı Ömer usta'ya) 1763 yılında bu çeşmeyi yaptırmıştır.

Bazı kaynaklara göre ise; Güçlü Kırım Hanı Kırım Giray hareminde Maria Potocka adında Leh asıllı genç bir bayanı görür görmez aşık olur. Bayan, Kırım hanının aşkına karşılık vermez ve ölür. Giray öylesine üzülür ki, aşkını ifade etmek için en iyi heykeltraşına taştan bir ağlayan heykel yapmasını emreder. Ve böylece şiirlere konu olan dillere destan Bahçesaray taş çeşmesi yaratılmış olur.

Çeşme asıl yerindeyken her bir su damlasının çıkardığı ses, akustiğin de yardımıyla insana ağlama-hıçkırık sesi gibi gelir ve dinleyeni derinden etkilermiş. II. Yekaterina'nın direktifleriyle çeşme bugünkü yerine konulunca, çeşmenin bu orjinalliği de ortadan kaybolmuştur. Çeşmenin üzerindeki şekillerin anlamları da çeşmenin yapılış hikayesini destekler mahiyettedir. Mermerden yapılmış çiçek, gözyaşlarıyla dolu bir göz anlamına gelir. Gözyaşları kalp kurnesini (üstteki büyük kurne) kederle doldurur. Zaman bütün acıları hafifletir (çift küçük kurne), ama zihinde kalanlar tekrar acıyı hatırlatır (ortadaki büyük kurne) ve hayat böylece devam edip gider (zemindeki spiral).

Yapılış hikayesi ve tarihte bıraktığı izler, bu mütevazi selsebilin ziyaretçilerini derinden etkilemiş ve ününün dört bir yana yayılmasını sağlamıştır. Çeşme yapıldığı tarihten itibaren "Gözyaşı Çeşmesi" olarak anılmıştır. İşte o günden beri çeşmenin su haznesine konulan ve her gün tazelenen sarı ve kırmızı güller, birbirini seven bu iki insanı simgelemektedir.

1822 yılında ünlü Rus şair ve yazar Puşkin, sürgünde iken gezdiği Hansaray'dan ve çeşmenin hikayesinden çok etkilenmiş ve "Bahçesaray Çeşmesi" (Bahçisarayskiy Fontan) adlı eserini kaleme almıştır. Şiir, o dönemde Çarlık Rusya'sında ve Avrupa'da meşhur olmuştur.

Bahçesaray Çeşmesi

...

Onı şay tez mezarına ne kirsetti?

Bu ümitsiz esirliknin kaygısı mı?


Hastalık mı, yoksa diğer bir illet mi?

Kim bile? O bu dünyanı tez terk etti.


Han sarayı titislenip, boşap kaldı;

Kırım-Giray kene ketti onı taşlap;


Tümen-tümen askerinen yat illerge,

Yat illerge yolga çıktı sefer başlap.


O kene de kasırgalı soguşlarda

Küskünlenip, kanga suvsap at oynata,


Lakin hannın yureginde başka türlü

Duygularnın alevleri gizli yata.


O ekseri kızgınlaşkan uruşlarda

Kılıçını birden siltep, tars toktala


Pek çok vakıt şaytıp taşday katıp kala,

Çevresine şaşkın-şaşkın bakıp tura.


Bir şeyden korkkan kibi benzi ata,

Öz başına söylene ve ara sıra

Köz yaşını toktamadan akıttıra.

...

Aleksander Sergeyeviç Puşkin

Kimilerine göre, bu şiirden dolayı Kırım'ın tamamında Türkçe (Kırım Tatarca) isimleri Rusça ve Yunanca uydurma isimlerle değiştiren Çarlık idaresi, Bahçesaray isminin değiştirilmesine cesaret edemez. Bu popülarite Hansaray'ın da daha fazla tahrip edilmesini önler... Şimdi bu minnettarlığın bir göstergesi olarak Gözyaşı Çeşmesi'nin yanı başında Puşkin'in de bir büstü yer almaktadır. Çeşme, daha sonraları Boris Asafyev'in aynı adlı bale eserine de ilham kaynağı olmuştur.

Adına çeşmeler yapılan, şiirler yazılan Dilara Bikeç'in türbesi Bahçesaray'da Hansaray'ın duvarına bitişiktir. Bazı kaynaklarda Gözyaşı Çeşmesi'nin türbenin duvarına bitişik olarak yapıldığı da belirtilmektedir.
Bahar Kalemi

10 Nisan 2011 Pazar

Kelama ihtiyaç yok



Arza hacet yok halim sana ayandır...
Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır...
Söze lüzum yok, susuşum sana kelâmdır...
Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır...

20 Şubat 2011 Pazar

Seni Anlamak



O ve ben… Şimdilerde iki ayrı şehirde ölümüne sevdalı tek yüreğiz...Birbirimizden ayrı aldığımız her nefeste ise ölümü biraz daha özlemekteyiz. Hayatı başkaları için yaşayacak kadar da deliyiz. Sevda orucunu bozmadık belki ama yine de diyetteyiz.. Aşktan sermest olmuş şeyda bülbül kadar mağrur, utancından kızaran gül kadar kederliyiz. Bu sevdaya baş ve yürek koymuş iki aşık gibi çilehanede çiledeyiz. Sırf “oyun bozan” demesinler diye birbirimizden ötede ve berideyiz.

Dedim ya O ve ben… Ben ve O… Bu garip hikayenin kavuşamayan Aslı ve Kerem’iyiz…

Zıddıyla var olan tekil bir varlıktık biz… Ve çoğaldıkça kaybolan kinayeli cümlelerdik. Ben ve O… O ve ben… Aynı melodide iki nota, aynı kaderde tek gerçektik.

Kesişti yollar derin bir vadide. Bazen dipsiz derinliklerde bazen de engin düzlüklerdeyiz. Yârdan vazgeçtiğimiz her an bir başka yarın dibindeyiz. Yol kayıp, pusula şaşmış, ufuk kapalı karanlık bir tüneldeyiz. Aslında çoğu zaman kendimizde bile değiliz. Ayazda kalmış iki yürek, birbirinde kaybolmuş iki keşişiz.

Çünkü O benim rengarenk dünyamdı. Hayata tutunduğum umudum, kurmaktan bıkmadığım düşüm, gözümden düşen damlam, aldığım nefesim, canımdan öte candı. Ah ah… O baştan ayağa ben’di. Ben’im dışımda tarifi edilemeyendi. Ben’siz dile gelmeyen, cümleye dökülemeyendi. Büyüsü bozulan, sırrı çözülen, şifresi kırılan, anlamını yitirendi… O’na o sırrı veren bendim…Bana bunca olmazı olduran da O’ydu.

Sevgiyle kalın

30 Ocak 2011 Pazar

Ben senin en çok



Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

14 Ocak 2011 Cuma

Dost



Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

CAHİT KÜLEBİ

29 Aralık 2010 Çarşamba

Sen Vurdunda Ben Ölmedim mi?



Sen Vurdunda Ben Ölmedim mi?



Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Bitmez tükenmez engeller koydun
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?
.

Ahmet Selçuk İlkan

19 Kasım 2010 Cuma

Güzel bir hikaye



Avcılar, zavallı kuşu yaralamışlar, o da can havliyle kaçmaya başlamıştı.Yaralı kuş uçuyor, avcılar aman vermeden kovalıyordu.Nereye saklandı ise buldu, hangi dala kondu ise gördüler.
Kuşun küçücük kalbipır pır çarpıyor, birazcık nefeslenmek istese üzerine bir namlu doğruluyordu. Avcular, onu ellerinden kaçırmak istemiyor, bu koşuşturma hırslarını tahrik ediyordu. Merhamet kalkmıştı yüreklerinden...Kuşun zayıflığı, acizliği, çaresizliği, medet ister hali hiç umurlarında değildi.Acımayacak, öldürene kadar saldıracaklardı.Zemin ölüm kusuyor, kurşunlar patlıyor, barut kokusu etrafa yayılıyordu.
Zavallı kuşun uçacak hâli kalmamıştı. Son bir kez havalandı ve uzaktaki bir topluluğu gördü. Şeyh Efendi, ortaya oturmuş, müridleri etrafında halelenmiş, zikrediyorlardı.Onların meclisine kadar zorla uçtu. Bir anda, korkunun tesiriyle İçinden geleni yaptı ve yaydan boşanmış ok gibi Şeyh Efendinin kaftanın altına saklandı.Güvenmiş kendince emin bir yer bulmuştu.
Şeyh Efendi, göğsünün altındaki ani kıpırdanmadan irkildi, ne olduğunu anlayamadı ve elini oraya attı.Zaten can dudağına gelen kuş, bu darbeyle öldü.
Ötede, mahkeme-i kübra kurulduğunda kuş, Şeyh Efendi'den davacı oldu.Şeyh, bilerek ve isteyerek yapmamışolduğu için mesul tutulmadı. Zaten o da kuşun öldüğünü görünce çok üzülmüştü.Kuşa, son sözü sordular
-Bir arzum var, dedi. Ben o kaftana, o sarığa güvendiğim için altına sığındım.Bundan sonra o güveni boşa çıkaracak hiç kimsenin o kaftanı giymemesini istiyorum ki başıma gelenler başkalarının başına gelmesin.


Neslimiz, kendisine insafsızca kasdeden avcıların tuzaklarından sığınacak bir yer arıyor.Koca bir İnsanlık günah batağına düşmüş, çırpınıyor, ağlıyor. El uzatmadığı için eroin komasında ölen bir gençten, iffetini kaybeden her bir çocuktan insanlıuk mesuldür.Nerede hangi ülkede, hangi milletten ve renkten olursa olsun...Hapisahaneler, hastaneler, sokaklar, mezarlıklar feryad ediyor.
Vazife ağır ve mesuliyet büyüktür. Ve bu ateşten kaçanların, güvenip gelenlerin, elini uazatanların itimadını sarsmaya kimsenin hakkı yoktur. İman urbası çıkarılamayacağına göre, kaftanın hakkını vermeye azami gayret göstermelidir.

hoş kalın hoşça kalın.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Mecnûn makâmı



Mecnun olmak bir “makam”dır; dişlerin sıkılma hâlidir!



Sus!..
Kenetlenmiş çenenden, “kendini” sızdırırsan dışına; kıvam bozulur... Çünkü “mecnun” olanın yolu; en dar tünellerden geçer!



Yollardan, Leyla’ya doğru, her daim yürüyenler vardı...
Kimdi onlar? Bilen yok!.. Hani ayak izleri? Silinmiş, gören yok!.. Peki hatıraları? Unutulmuş, anlatan yok!..
Ya Mecnûn?..



Mecnûn; susmanın adıdır ve yürümenin adıdır ve dönüp ardına bakmamanın fakat aramanın ve bulmanın veya sadece dişlerini sıkmanın adıdır...
Mecnûn olmak hem rütbe takmaktır omzuna, hem de omzuna yüklenmiş olan rütbeyi haysiyetle ve hassasiyetle taşıyabilmektir!



Leyla’nın bin yolcusu;
..ama yolların bir Mecnun’u vardı!
Sen kimsin? Hangisisin?..



Derler ki; Mecnun olmak, otuz iki tane dişin birer birer çekilmesidir çene kemiğinden... Ve gıkını çıkarmamaktır!
Bunu diyenler yalan söylüyor, çünkü ben Mecnun’u gördüm; aynanın başındaydı ve havuzun başındaydı ve hatta durgun göllerin başındaydı... Biliyorum! Mecnûn olmak; otuz iki tane dişin birer birer çekilmesi değil, tane tane çakılmasıdır çene kemiğine... Ve gıkını çıkarmamaktır!



Yani Mecnun olmak, çenenin kuvvetle sıkılma hâlidir, dişlerin kemiğe çakılma hâlidir...
Mecnun olmak bir makamdır. Susmak, yürümek, ardına bakmamak, aramak, nihayetinde bulmak... Ve şu soruyu sormak demektir:
Leyla’nın bin yolcusu, fakat yolların bir Mecnun’u vardı!
Sen, hangisisin?..

Muammer Erkul

11 Temmuz 2010 Pazar

Tarihi Camileri Sanal Aleminde Gezmek



Küçük Mecidiye Camii - 3D Sanal Tur

Şehzadebaşı Camii - 3D Sanal Tur

Fatih Camii - 3D Sanal Tur

Yeni Cami - 3D Sanal Tur

Süleymaniye Camii - 3D Sanal Tur

Ulu Cami (Bursa) - 3D Sanal Tur

Buradan indireceğiniz sanal turlarla kendinizi Süleymaniye Camii'nde gibi hissedeceksiniz. Kurulum gerektirmeyen bu programları çalıştırdığınızda fareyi bakmak istediğiniz yöne doğru kaydırmanız yeterlidir. Detaylara zumlamak için farenizin tekerleğini çevirin. İndirdiğiniz mekanların listesini görmek için F9 tuşuna basın. Listelenen mekanları ekran koruyucu yapmak için F5 tuşuna basın. Tavsiyemiz Süleymaniye Camii dahil tüm mekanları ekran koruyucu yapmanızdır. Ekran koruyucu devreye girdiğinde rastgele bir mekan seçilir ve otomatik olarak etrafı seyrettirir (adeta HD kalitesinde bir belgesel izliyormuşsunuz hissini verir). Diğer tuşların işlevini öğrenmek için F1, çıkmak için Esc tuşuna basın

Sanal bir ortamda gezmek çok iyi olmasa gerek birgününüzü ayırın ve Tarihi mekanları ziyaret ediniz ben sadece merakınızı uyandırmak adına bu sayfayı paylaşmak istedim

Sevgiyle kalın Hoşça bakın zatınıza:-)

19 Haziran 2010 Cumartesi

Kadın Olmak



Kadın, güçlüdür aslında…

Hoyratça bir kıskançlığın muhatabı olduğunda,

Ya da yüzüne değen el şefkat değil, şiddet kustuğunda,

Gidebilecek kudret de varken ayaklarında,

Gitmeyecek kadar güçlüdür kadın…


Çünkü annedir kadın…

İlmek ilmek şefkat örer çocuğunun ipek saçlarında…

Sevgi yazar, merhamet yazar, minik bir canın yaşam satırlarına…


Kadın, yarındır aslında…

Tahta beşikte, şefkat eliyle yarınları sallayandır…

Ne kadar, “elinin hamuruyla erkek işine karışma” denilse de,

Kadın, şefkatiyle, geleceğin hamurunu mayalayandır…


Kadın huzurdur aslında…

Günün yorgun ümitlerine sahiplik eden en sakin limandır…

Sıcak bir çorbadır, dumanı buram buram kalbe akan…

Dantel dantel, ilmek ilmek örerek, dört duvarı yuva yapandır…



Bazen sevginin, bazense nefretin adıdır kadın…

Bazen aşkın, bazense gitmenin…

Her ne kadar üçüncü sayfa haberlerine konu olsa da kadınların ağır yükü,

Kadın, yokluğunda varlığına hasret bırakandır…


Kadın; erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı!

Öyle olsa ezilirdi…

Üstün olsun diye başından da yaratılmadı!

Ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye…

Kolun biraz altından; korunsun diye…

Kalp hizasından; sevilsin diye…


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.
(hadis-i şerif)


Mutlak âdil yerli yerinde yapan sadece Allah'tır

Sevdalı Kalem

28 Mayıs 2010 Cuma

Düş'le Gerçek Arasında




Durup durup seninle karşılaşıyorum her yerde

Karşıma çıkıyorsun her köşebaşında sen

Kimi gün parklarda, kimi gün sokaklarda, caddelerde

Gözgöze geliyoruz, saatlerce bir şey söylemeden.



Hiç değişmemiş diyorum içimden, ne güzel

İşte yine o! Yine mahzun, yine dalgın, yine ürkek

Hadi gel diyor dudakları.----Özledim, hadi gel

Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek.



Bu bir aldanış mı? Yoksa var oluş mu yeniden

Söyle bir son mu? Bir başlangıç mı? Bir dönüş mü?

Ne oldu o güzelim zamanlara ansızın uçup giden?



Hadi uyandır beni, söyle; gördüğüm zamansız bir düş mü?

Hadi git, uzaklaş, yokluğuna inandır beni gerçekten

Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten


Ümit Yaşar OĞuzcan


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...